26 Aralık 2017 Salı

2017'nin dünyayı değiştirecek 10 bilimsel buluşu



Yılın en iyi 10 teknolojik buluşu, tıp, elektronik, fizik, kimya ve mühendislik alanlarında gerçekleştirildi.

Yılın en büyük 10 buluşu arasında gösterilen kolon kanser tedavisinde yüzde 100 başarı elde edilmesini sağlayan üç etaplı radyoimmünoterapi yöntemi, bilim dünyasında yeni kapıları araladı. 2017 yılının en iyi 10 teknolojik buluşu, tıp, elektronik, fizik, kimya ve mühendislik alanlarında gerçekleştirildi.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ural Akbulut, uluslararası dergiler Science ve Nature ile önemli bilimsel konferanslar gibi kaynaklardan, 2017'de dünya bilim dünyasında yaşanan önemli gelişmeleri, yüzlerce buluş arasından derledi.
Buna göre, 2017'nin en etkileyici buluşları arasında, ABD Massachusetts Institute of Technology'de (MIT) Prof. Dr. Xuanhe Zhao ve ekibinin 3D yazıcıda genetiği değiştirilmiş canlı hücreleri mürekkep gibi kullanarak üç boyutlu baskı yapmayı başarması oldu.
Araştırmacılar, suda çözülebilen bir polimer, su ve besinle hazırladıkları hidrojelin içine bakterileri ekleyip yazıcının haznesine doldurdu. Yazıcıda elde edilen şekildeki çizgiler, 30 mikron kalınlığındaydı. Bu teknikle, giyilebilir sensörlerin üretilmesinin düşünüldüğü açıklandı. Kullanılan hücreler uygun şekilde programlanarak çevre kirliliği yaratan kimyasalların algılanabileceği belirtildi. Çalışma, Advanced Materials dergisinde yayımlandı.
ÜÇ ETAPLI RADYOİMMÜNOTERAPİ İLE KOLON KANSER TEDAVİSİ
ABD'de MSK Kanser Merkezi ve MIT'nin ortak çalışması sonucunda geliştirilen üç etaplı radyoimmünoterapi tekniğiyle toksik bir etki olmaksızın kolorektal kanser tedavisinde yüzde 100 başarı elde edildi. Bu çalışmada, A33 tümör antijenine özgü bir antikor, lütetiyum-177 kompleksi ve özel bir organik bileşik kullanılarak glikoprotein A33 (GPA33) hedeflendi. Araştırmacıların geliştirdiği özel organik bileşiğin önemli bir rolü olduğu açıklandı.
Araştırmacılar, bu bileşiğin kanser hücrelerini bulup ardından da onları yok ederek kanseri tedavi ettiğini belirtti. Hayvan deneylerinde başarılı olan bu yöntemin insanlara uygulanabilmesi için çalışmaların başlatıldığı belirtildi. Çalışma, The Nuclear Medicine dergisinde yayımlandı.
SOĞUK ALGINLIĞINI TEDAVİ EDECEK VİRÜSÜN KODU ÇÖZÜLDÜ
Leeds, York ve Helsinki üniversitelerindeki araştırmacılar, soğuk algınlığının kesin tedavisinin çok yakın olduğunu açıkladı. Açıklamada, insan parechovirüsünün genetik kodu çözüldüğü için soğuk algınlığının tek bir ilaçla tedavi edilebileceği belirtildi. Buluş ile virüslerin kendilerini yenilese bile tek bir ilaç tasarlanarak soğuk algınlığının tedavi edilebileceğini gösterdiği vurgulandı. Yeni ilacın sentezlenerek testler tamamlandıktan sonra kullanılmaya başlaması için 10 yıl gerektiği aktarıldı. Çalışma, Nature Communications dergisinde yayımlandı.
DENİZ SUYU TATLI SUYA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ
Daha önce grafen oksit membranlar kullanılarak bazı moleküller ve büyük boyutlu tuzlar filtrelenebilmişti. Ancak 2017'de ilk kez Manchester Üniversitesinde deniz suyundaki tuzlar, grafen oksit filtreyle filtrelenerek saf su elde edildi. Prof. Dr. R. R. Nair, bu sistemi bir evin ihtiyacını karşılayacak boyutta ve düşük bir maliyette üretecek tesisler kurulmasını hedeflediklerini açıkladı. Açıklamada, bu gerçekleşirse gelişmemiş ülkelerde susuzluk çeken ailelerin temiz içme suyuna kavuşabileceği vurgulandı. Çalışma, Nature Nanotechnology dergisinde yayımlandı.
BİR HÜCRENİN ÜZERİNDEKİ VİRÜSÜ GÖSTEREN MERCEK
Vanderbilt Üniversitesinde Doç. Dr. J. Caldwell, boron nitrür kristallerini kullanarak canlı hücreleri ve üzerlerindeki virüsleri gösteren bir hiper mercek geliştirdi. Bor nitrür kristali ile yapılan hiper mercek, nano boyuttaki canlı organizmaları inceleme olanağını doğurdu. Araştırmacılar, merceğin insan saçının üç binde birine karşılık gelen 30 nanometre boyuttaki objeleri görüntüleyecek şekilde geliştirileceğini açıkladı. Çalışma, Nature Materials dergisinde yayımlandı.
YARI İLETKENLERLE KAPLANAN BAKTERİLER, GÜNEŞ IŞINIYLA YAKIT ÜRETTİ
Berkeley ve Harvard üniversiteleri araştırmacılardan Dr. P. Yang ve Dr. K. Sakimoto, bakterilerin dış yüzeyini yarı iletken madde ile kaplamayı başardı. Bu bakteriler, güneş enerjisini emerek yakıt olabilecek organik madde üretti. Bu çalışmada, bazı bakterilerin kadmiyum gibi ağır metalleri kükürtlü bileşiklere dönüştürme özelliğinden yararlanıldı. Araştırmacılar, besin ekledikleri suda bakterileri çoğalttıktan sonra karışıma kadmiyum tuzu kattıklarını ve bir süre sonra bakterilerin yüzeyinin kadmiyum sülfürle kaplandığını açıkladılar. Yüzeyi kadmiyum sülfürle kaplı bakteriler, güneş ışınları yardımıyla su ve karbondioksitten asetik asit üretti. Asetik asit üretimindeki veriminin yüzde 80 olduğu açıklandı. Çalışma, Washington'daki ACS Konferansı'nda sunuldu.
MİKROBİYAL YAKIT PİLİNDE YENİLİK
SUNY-Birmingham Üniversitesinden Yrd. Doç. Dr. S. Choi, birbirine destek veren iki ayrı bakteri türünü kullanarak yeni bir mikrobiyal yakıt pili geliştirdi. S. Choi, iki tür bakterinin olduğu çözelti güneş ışınları altındayken, çözeltiye biraz besin eklediklerini açıkladı. Besin eklenince, heterotrofik bakteriler çoğalıp karbondioksit üretmeye başladı. Karbondioksit, fototrofik bakterilerce kullanılmaya başlanıp simbiyotik bir düzen kurulunca S. Choi, heterotrofik bakterilere besin eklemeyi kesti. Pil, besin eklemeye gerek kalmadan 13 gün çalıştı ve 8 mikroamper/santimetrekare akım üretti. Çalışma, Power Sources dergisinde yayımlandı.
BİYOMOLEKÜLLERİ YAKALAYAN GRAFEN CIMBIZ
Minnesota Üniversitesinden Prof. Dr. Sang-Hyun Oh ve ekibi, grafenden yaptıkları elektronik sistemle, bir çözelti içindeki biyomolekülleri tek tek yakalamayı başardı. Araştırmacılar, bu sistemin ilerde bazı hastalıkların teşhisi için kullanılabileceğini aktardı.
Sistemin küçüklüğü ve bir voltla çalışıyor olması nedeniyle cep telefonu yardımıyla kullanılabileceği vurgulandı. Nano boyuttaki bu grafen cımbız, hafniyum dioksit adlı yalıtkan maddenin bir yüzüne metal elektrot, diğer yüzüne de grafen yerleştirilerek üretildi. Araştırmacılar, çözeltideki biyomolekülleri yakalamak için en keskin uçlu malzemenin kullanılması ve bu uca yüksek elektrik akımı gönderilmesi gerektiğini ifade etti.
Dünyadaki en ince malzeme olan grafenin, en keskin kenarlara sahip olduğu için tercih edildiği belirtildi. Grafenin kenarları sadece bir atom kalınlığında olduğu için bu kenarda santimetrekareye düşen akımın seviyesi, bir voltluk güç kaynağı ile istenilen yüksek düzeye ulaştı. Çalışma, Nature Communications dergisinde yayımlandı.
OPTİK BİLGİSAYARIN ÖNÜ AÇILDI
Imperial College'da, optik bilgisayarı yapabilmek için gereken bir teknik geliştirildi. Üniversiteden Dr. M. Nielsen ve ekibi, silisyum bir tabakanın üzerini MEH-PPV adlı bir polimer (plastik) ile kapladı. Ardından da polimerin üzerini altınla kaplayarak ışınların birbirleriyle çok kısa mesafelerde etkileşmesini sağlayan bir elektronik yonga yapmayı başardı. Optik bilgisayarların önünü açan bu çalışma, Science dergisinde yayımlandı.
MIT’TE ÜÇ BOYUTLU GRAFEN ÜRETİLDİ
MIT'te yapılan çalışmalar, grafen hakkındaki bazı bilgilerin yanlışlığını kanıtladı. Prof. Dr. Z. Qin, grafenin normal koşullarda sanıldığı gibi en güçlü malzeme değil, yoğunluğunun da havadan düşük olmadığını açıkladı. Araştırmacılar, grafenin üç boyutlu yapısını model alarak, farklı malzemelerden 3D yazıcıyla ürettikleri plastik malzemelerin de normalinden daha güçlü hale geldiğini açıkladı. Çalışma, Science Advances dergisinde yayımlandı.

25 Aralık 2017 Pazartesi

Apple, sen kimi kandırıyorsun dostum?

Apple
Apple
Geçtiğimiz günlerde Apple ile ilgili yayınlanan haberi okumuşsunuzdur. Neydi o haber, hatırlayalım:

Apple’ın akıllı telefonları iPhone’lar konusundaki en büyük komplo teorisinin gerçek olduğu, bizzat Apple tarafından doğrulandı. Apple eski telefonları yavaşlattığını kabul etti. Haberin tamamı...

Bu bir komplo teorisi değildi. Samsung'un S serisinden S3, S4, S5 canavar gibi çalışırken Apple'ın telefonları gittikçe yavaşlıyordu. Bunun bizzat canlı şahidi de benim. Şu an mesela temiz kullanılmış bir Samsung S5 eski ihtişamını korurken iPhone 5 sönük kalıyor. Çünkü her güncelleme de telefon yavaşlıyor ve düzgün çalışmıyor. Sebebi ise genelde fiziksel sorunlardan, aksaklıklardan olduğu düşünülüyor. Ama değil. Ne oluyorsa o güncellemelerden sonra oluyor.

Apple'ın yaptığı açıklamada telefonları neden yavaşlattığı bilgisi de yer alıyor:


Ancak dev şirket bu politikayı insanları yeni telefonlar almaya zorlamak için uygulamadığını dile getiriyor ve eski telefonların zaman geçtiğinde yüksek performans sergilemeye devam etmesi halinde ağır bir enerji tüketimine neden olduğunu ve beklenmedik şekilde kapanarak kullanıcıları mağdur ettiğini savunuyor. Bu durumun önüne geçmek isteyen şirket, pilin “eski” veya “yeni” olması durumuna göre telefonda performans ayarlaması yaptığını iddia ediyor.

Kim inanır bu yalana? Kadir... 


Fiziksel olarak değişen bir parça olmadığı halde nasıl oluyor da performanstan bahsedilebiliyor ki? Aynı telefon, aynı özellikler. Siz yazılımıyla oynamadığınız sürece değişen bir şey olmayacak ki. Sonuçta yine Instagram, Facebook gibi aynı uygulamalar kullanıyor. Sizce de bu bir yalan değil mi?

Neyse ki ilk dava açıldı!


Los Angeles’ta yaşayan Stefan Bogdanovich isimli bir abimiz, sahip olduğu iPhone 8’in Apple tarafından yavaşlatılmasının Apple ile aralarındaki sözleşmeye aykırı olduğunu ve Apple’ın bu yöntemle kendisini yeni telefon almaya zorladığını, sahibi olduğu iPhone 8 telefonu ise kullanılamaz hale getirdiğini iddia ederek şirkete dava açtı. Bu saatten sonra da bu tür davaların sık sık gündeme geleceğinden de eminim. Bakalım Apple efendi bu sorunla nasıl başa çıkacak.

Mars'ta Neden Yaşam Olmadığı Sorusu Açıklığa Kavuştu!

Mars'ta Neden Yaşam Olmadığı Sorusu Açıklığa Kavuştu! Sebep: Suyu Tutamayan Kayalar




İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre, Mars'ın yüzeyinde su ve dolayısıyla da yaşam bulunmamasının sebebi, gezegenin suyun yüzeyde kalmasını engelleyen kaya yapısı.



İngiltere'deki Oxford Üniversitesinde yapılan araştırmaya göre, gezegenin kaya yapısı suyun yüzeyde kalmasını engelliyor. Araştırmada, Mars'taki kayaların dünyadakilere kıyasla yüzde 25 oranında daha fazla su tutma kapasitesine sahip olduğu, suyun bu kayalarla gezegenin merkezine doğru indiği ortaya konuldu.
3 MİLYAR YIL ÖNCE SULARLA KAPLIYDI
Bugün Mars'ın çorak olan yüzeyinin yaklaşık 3 milyar yıl önce su ile kaplı olduğu biliniyor. Ancak bu suya ne olduğu yıllardır tartışma konusuydu. Nature Dergisi'nde yayımlanan araştırmayı yürüten Dr. Jon Wade, "Gezegenin kabuğunu oluşturan volkanlar ile su arasındaki reaksiyon, sünger benzeri bir etkiye sebep oldu. Su ile kaya arasındaki bu tepkime kayaların yapısını değiştirdi ve gezegenin yüzeyinin kuruyup yaşam için uygun olmamasına yol açtı" dedi.

Yeni Apple Watch, Kalp Krizini Önceden Haber Verebilecek

Bir sonraki Apple Watch'ın kalp krizi riskinizi önceden ölçebileceği ve kalbe göndereceği akımdan gelen verileri işleyerek bir EKG cihazı olarak kullanılabileceği iddia ediliyor.




Apple Watch kalp atışı hızınızı önceden tespit edebiliyor ancak bu veriler, kalp ritminizdeki değişiklikleri ve kalp krizi riskinizi önceden anlamaya yetmiyor. Görünen o ki Apple bir sonraki yeni Apple Watch'ı, EKG kalp monitörü olarak kullanabilir duruma getirmeye istekli.
SAATİ SIKINCA GÖĞÜSE AKIM GÖNDERECEK
Bloomberg'e göre, iki parmakla sıkılması durumunda yeni Apple Watch, kalpteki elektrik sinyallerini izlemek için kişinin göğsüne fark edilemeyen bir akımı geçirecek ve düzensiz kalp hızı gibi anormallikleri tespit edecek.
KENDİNİZE EKG YAPABİLECEKSİNİZ
Şu anki Apple Watch, kalp atış hızınızı önceden tespit edebiliyor ancak bu verilerle kriz olasılığınızın olup olmadığını anlamak o kadar kolay değil. Dolayısıyla, bir sonraki giyilebilir ürün için, şirketin bir EKG kalp monitöründe eklemeye çalıştığı belirtiliyor. Yani EKG ve ECG olarak bir elektrokardiyogram testi, Apple Watch ile yapmak mümkün olacak.
RAKİPLERİNE KARŞI BÜYÜK AVANTAK SAĞLAYACAK
Bu olası sağlık risklerini, düzensiz kalp atışlarını takip etmek için oldukça ideal bir aksesuar olabilir. Bunu kolunuzda taşıdığınız bir cihazla yapmak, bir doktorun ofisini ziyaret etmekten daha kolay.
Apple, EKG monitörü özelliğinde başarılı olursa, Apple'ın Fitbit, Xiaomi ve Garmin gibi rakiplerine karşı önemli bir avantajı olabilir. Bu üçlü 2017 yılının 3. çeyreğine göre, fitness aletlerinin en büyük üçüncü satıcısı durumunda bulunuyor. Oyunun bu noktasında, teknolojik atılımlar Apple'ın rekabet üstünlüğünü almasının tek yolu gibi görünüyor.

10 yaşındaki Öyküm işçiler için akıllı baret tasarladı

Mersin'de ilköğretim öğrencisi Öyküm Gülsen, işçi ölümleri ve annesinin iş yerinde tanık olduğu olaylardan etkilenerek ‘akıllı baret’ tasarladı.
Mersin Özel Toros Ortaokulu 6’ncı sınıf öğrencisi 11 yaşındaki Öyküm Gülsen, küçük yaşına rağmen, fen, biyoloji, elektrik ve elektronik alanında birçok proje geliştiriyor. Günlük yaşamda var olan sorunlara çözüm aramayı seven ve bu yönde çalışmalar yapan Öyküm, çabalarının karşılığını da geçtiğimiz yıl tasarladığı projesi ile Türkiye 4’üncüsü olarak aldı.

  KAZA HABERLERİNE ÜZÜLDÜ, HAREKETE GEÇTİ

Televizyon haberlerinde, iş kazalarında ölen işçilerin haberlerini izleyen ve bundan etkilenerek üzülen Öyküm, özellikle inşaat sektörü, fabrikalar ve atölyelerde çalışan işçileri düşünerek tasarladığı ‘Akıllı Baret’ projesi ile işçilerin iş kazalarında ölmelerini engellemek istiyor. Öyküm, baret, yelek, akıllı kart ve kart okuyucudan oluşan akıllı baret projesi ile işçinin iş sahasında baretini çıkarmasının önüne geçiyor.

  "İŞÇİLERİMİZ ÖLMESİN DİYE TASARLADIM"

Minik Öyküm, geçtiğimiz yıl tasarladığı ‘Akıllı Baret’ projesini, okulunun laboratuvar sınıfında anlattı.

Fen Bilimleri Öğretmeni Duygu Uysal’ın da eşlik ettiği Öyküm, tasarladığı akıllı baretin, işçinin iş sahasına baretsiz girmesini engellediğini ve iş kazalarını en aza indirebilen bir proje olduğunu söyledi.

 "Amacım, iş kazalarını en aza indirmek, işçilerimizin ölmemesini ve ölümlerin azalmasını sağlamak" diyen Öyküm, akıllı bareti nasıl tasarladığını şöyle anlattı: "Projeyi yaparken hedefim, iş kazalarını en aza indirmekti. İşçilerimizin ölmemesi, artık ailelerinin üzülmemesi, başlarına bir şey gelmemesi için bu projeyi tasarladım. Bunu da akşam haberlerinde görmüştüm. Ayrıca, annem inşaat sektöründe çalışıyor. Bir gün ben de annemle iş yerine gittim. Annem, işçilere durmadan ‘Baretinizi takın, yeleğinizi giyin’ diye uyarıda bulunuyordu. Bunu göz önünde bulundurarak ve akşam haberlerde izlediğim işçi ölümlerini de düşünerek akıllı baret projemi tasarlamaya karar verdim."

KAYNAK

Oyun bağımlılığı akıl hastalığı kabul edilecek

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bilgisayar oyunu bağımlılığını, akıl hastalığı olarak adlandırmaya hazırlanıyor.
 WHO en son 1990 yılında güncellenen Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması (The International Classification of Diseases) teşhis kılavuzunun 2018 yılında yenileneceğini ve bilgisayar oyunu bağımlılığının da kılavuzda akıl hastalığı başlığı altında yer alacağını söyledi. BAĞIMLILIK ÖNEMLİ BİR KONU WHO 
Akıl Sağlığı Departmanı'ndan Vladimir Poznyak bilgisayar oyunu bağımlılığının önemli bir konu olarak tanınmasının kritik olduğunu söyledi.
AŞIRI BİLGİSAYAR OYUNU BAĞIMLILIĞI...

 Poznyak, "Sağlık uzmanları bilgisayar oyunu bağımlılığının ciddi sonuçları olabileceğini fark etmeli. Her alkol içen insanın alkolik olmadığı gibi bilgisayar oyunu oynayan herkeste de akıl hastalığı bulunmuyor. Fakat belirli durumlarda aşırı bilgisayar oyunu bağımlılığı olumsuz etkiler yaratabilir." dedi. Birçok kişi bilgisayar oyunu oynamanın akıl sağlığını bozabilecek bir eylem olmadığını düşünse de ESET güvenlik şirketi uzmanları, 500 bilgisayar oyuncusuyla yapılan bir araştırmada, katılımcıların yüzde 10'unun bilgisayar başında 12 ila 24 saat vakit geçirdiğini açıklamıştı.

Kaynak

24 Aralık 2017 Pazar

Prof. Dr. Gazi Yaşargil Hayatı

Amerikan Beyin Cerrahları Birliği tarafından 1999 yılında Yüzyılın Adamı seçilen, hocaların hocası, beynin Piri Reis’i, yüzyılın beyin cerrahı Prof. Dr. Mahmut Gazi Yaşargil 6 Temmuz 1925 tarihinde babasının kaymakamlık görevi yaptığı Diyarbakır’ın Lice ilçesinde doğdu. Aynı yıl aile Ankara’ya yerleşti, beş kardeş Ankara’da okullara gittiler. 1943’te Ankara Erkek Lisesi’nden mezun oldu.
“Kardeşim İhsan’ın tıbbi olanakların yetersizliği nedeniyle tifoya yenik düşmesi bizi tıp okumaya iten sebeplerden biridir” diyen Prof. Dr. Yaşargil, nöroloji ve cerrahlığa Nöroloji Profesörü komşusu Dr. Yusuf Şükrü Sarıbaş’ın tercüme edip yayınladığı bir kitabı okuması sonucu ilgi duyduğunu ve Sarıbaş’la hastaneye gidip gelirken de nöroloji hastalarıyla tanışıp cerrah olmaya karar verdiğini söyler.
Ankara’da aile dostumuz Nöroloji Profesörü Yusuf Şükrü Sarıbaş’ın örnek yaşamı ve çalışma disiplini, benim ve iki erkek kardeşimin tıp tahsili almamızda büyük etkisi oldu. Ben Nöroşirurji Profesörü oldum. Erdem Yaşargil Basel’de Genel Cerrahi Profesörü, Günay Yaşargil ise Zürih’te Nörofizyoloji Profesörü oldu ve ikisinin de çok özel çalışmaları ve buluşları var. Hepimiz İsviçre’de üniversitelerde uzun yıllar başarılı çalışmalar yaptık.”
Beş kardeşin tahsilleri için gereken maddi yardım ailenin fedakarlıklarıyla karşılandı: “Babam hayatı boyunca bir elbise ve bir ayakkabıyla yaşadı, o şartlarda 5 çocuk okuttu, 3’ü doktor çıktı.” Ne Gazi Yaşargil’e, ne de kardeşlerine devletten bir burs verildi. Bu hususta internetteki haberler doğru değildir.
“Hasan Ali Yücel, Temmuz 1943’te yanıma gelerek “Gazi Bey, Can bana söyledi Viyana’ya gitmeye karar vermişsiniz. Ben de Can’ı İngiltere’ye göndereceğim. Lütfen onu ikna edin” dedi. Ben de ikna ettim, yol gösterdim sadece. Ama ikimize de burs verilmedi. İkimizde ailemizin imkanlarıyla yurtdışına çıktık. Can çok iyi arkadaşımdı.”

Can Yücel’in beynin Piri Reis’i sözüne ise şöyle yanıt veriyor: “Dünya nasıl araştırılıp keşfedildiyse ben de beyni öyle araştırdım. Can ile biz 1940 senesinde klasik şubede buluştuk. Eskiden lisede literatür, fen, bir de klasik vardı. Bize dendi ki siz Latince öğreneceksiniz, Yunanca öğreneceksiniz, Avrupa’ya giderseniz oradaki üniversite illa ki Latince ister. Ben 3 sene Latince öğrendim. O sınıfa girdim. O sınıfta Can da vardı. Biz ufak bir gruptuk. Can o zaman hiç tahmin edemezsiniz ufacık tefecikti. Çok narin bir yapısı vardı. Bize hiç söylemedi şiir yazdığını. Hiç bilmezdik. Bizim sınıfta sözde başka şiir yazanlar vardı. O hiç ağzını açıp şiir yazdığını söylemek istemezdi.”

II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru eğitimine İsviçre Basel’de devam edip 1949’da mezun olur. 1953’te Zürih’te Prof. Dr. Hugo Krayenbühl’ün yanında beyin cerrahisi asistanlığına başlar. 1953-1964 arasında çalışmalarını beyin damarları ve anjiyografisi üzerinde yoğunlaştıran Yaşargil, 1965’te kılcal damar laboratuvarında çalışmak üzere ABD’ye gider. 14 ay boyunca mikroskop altında beyin damarlarına müdahale olanaklarını araştırıp 1967’de Zürih’e döner. Mikrocerrahi tekniklerini ameliyatlarında başarıyla uyguladıkça ünü dünyayı sarar. Ameliyat ve araştırmalarıyla nöroşirürjide devrim yapan Gazi Hoca’ya 1973’te ordinaryüs unvanı verilir, 1993’te de emekli olur.
68 yaşında İstanbul’dan gelen bir teklifi kabul edip hazırlıklarını yapar ama görülür ki yasaya göre o bir asker kaçağıdır. Sonunda ABD’nin teklifini kabul edip sevgili eşi, sağ kolu Dianne’yla birlikte Arkansas’ın yolunu tutar.
“Eşim Dianne’yla yıllardır çok iyi ikiliyiz. Bambaşka bir İngilizdir o. Türkleri sonsuz sever, çok hoşlanır. 8 sene Avrupa Beyin Cerrahisi Hemşireleri’nin şefliğini yaptı, mesleğinde çok başarılıdır. Benim ameliyatlarımda kendi yaratışları vardır, birlikte çok iyi düet yaparız. Ne yazık ki, dünyada hala hemşirenin kıymeti bilinmiyor.”

“Ülkemden ayrılırken, bir serüvene gitmedim. Tababete ve dolayısıyla da insanlığa bir katkıda bulunmak arzusundaydım. Türkiye’de doğdum, büyüdüm ve Türkiye’deki okullarda yetiştim. Baba tarafından efsanevi Kayıhan aşiretindenim, ana tarafım ise Sinop’tan gelme. Ana dilim Türkçe ve halkıma bağlıyım. Geriye baktığımda çalışmalarım yalnız Türk halkına değil, bütün dünya halklarına yardım etmekte. Her gün binlerce insan, geliştirdiğim mikroteknik ve aletlerle ameliyat ediliyor. Genç nesilden başarılı cerrahlar yetiştirdik.”
Beyin cerrahisinin bu efsanevi ismi, cerrahide sayısız teknik ve araç-gereç geliştirdi. Beyin ameliyatlarına mikrocerrahi tekniğini kazandırdı. Kızının adını verdiği beyin loplarını açmada kullanılan Otomatik Leyla Ekartörü, damar sıkıştırmada kullanılan Yaşargil Anevrizma Klipleri gibi…
“Ameliyatta vicdanınızla görüşürsünüz, Yunan filozofunun dediği gibi vicdanımız Tanrı’nın sesi. Bir şey olacak diye korkuyorsunuz ama olunca asla panik yok, çünkü her şeyin çaresini biliyorsunuz. Bir saniye içinde neler olmuyor ki, bir hata yaparsanız gitti, dönüşü yok. Ameliyattan önce göz diliyle hastanın bakışından hem korkusunu, hem ümidini görürsünüz. Eğer halinizden, tavrınızdan hoşlanırsa ümit dünyası sevgiye, sevince döner. Sevgiye dönmesi sizin elinizde ölmeye hazır olduğunu bildirmesidir aslında. Bunu da şimdiye kadar söyleyen kimse olmamıştır. Hastalarınızla yaşı, cinsi ne olursa olsun karşılıklı sonsuz bir sevgiye giriyorsunuz. Hasta size yüzde yüz itimat ederse sıkıntı olmuyor, bağışıklık sistemi sağlam kalıyor. Hastada şüphecilik sezersem hemen ameliyata girmem, gidip bir daha bakarım. Çünkü bu tip hastalarda çok komplikasyonlar çıkıyor.”

Her insanın beyninin 150-200 odacıktan oluştuğunu ve her odacığın başka düşünceler ürettiğini anlatan Yaşargil şöyle diyor: “Beyin hastalıkları da bir odayı vuruyor. Geri kalanı yerinde duruyor. Beyin hem uzayı algılamaya çalışıyor hem de atomu parçalamaya çalışıyor. Her kararımızı yüzde 51 ile veririz. Sadece aşık olduğumuz zaman yüzde 100 karar veririz. Yani kimyevi anlaşma. Bazen bir bakış, şimşek çakar. O zaman nasıl oluyor ki koca beyin, yüz milyar hücre birden şaşırıveriyor. İnsan her şeyi unutuyor. Bir hücre gidiyor, milyarlarca hücre arkasından gidiyor.”

“Beynimizin yüzde kaçını kullanıyoruz sorusuyla sık karşılaşırım. Piyano çalınırken piyano yüzde yüz faaliyettedir. Mesele çalınan eser ve çalanın kalitesine bağlı. Bu ise yüzde hesabı değil. Anahtarı bulan sonsuzluğa ulaşabiliyor, Itri gibi, Bach gibi, Mozart gibi, Shakespeare gibi, Goethe gibi, Yunus Emre gibi, Mevlana gibi, Einstein gibi…’’
Yaşamının ev ve hastane arasında geçtiğini ve yıllarca hafta sonu demeden her akşam geç saatlere kadar hastanede çalıştığını söyleyen Yaşargil, spor yapamadığını ve sosyal aktivitelere yeterince zaman ayıramadığını söylüyor: “Ne yüzme biliyorum ne kayak. İsviçre’de bir evim vardı. Bahçesinde de çeşit çeşit çiçekler, güller… Ancak onlarla konuşmaya bile fırsatım olmadı. Her gün kliniğime gelen insanları görüyorum. Her meslekten, her dilden, her dinden insanlar. Onları görürken ne bahçeler açılıyor önünüze. Günde 25-30 hastaya bakıyorum, bazıları eski hastalarım, bazılarını ise ilk defa görüyorum. Onlar beni çok heyecanlandırıyorlar. Ne sorunları var, onlara nasıl yardımcı olabilirim diye düşünüyorum.”

Bir kızım edebiyat profesörü, oğlum sanatkar. Eserler yaratıyor, resim yapıyor. Bir kızım da hastanede çalışıyor. 6 tane torunumuz var. Bir tanesi avukat oldu, Zürih’te yaşıyor, maşallahı var. Diğeri doktor olmak üzere. Biri lisenin son sınıfında, erkek kardeşleri de istedim gelsin girsin beyin cerrahisine ama felsefe okumak istedi.”
“İçki, sigara içmem. Her sabah 06.30’ta kalkar, akşam 22.30-23.00 gibi yatarım. Fazla yememeye dikkat ederim. Sabah iyi kahvaltı ederim. Öğlen çok defa ameliyatlarda olduğum için hafif bir şeyler yerim. Akşamları da daha ziyade meyve, salata ve hafif yemekler yerim. Cemiyet hayatını, insanlarla görüşmeyi, oturup konuşmayı, münakaşa etmeyi çok severim, ama buna vaktimiz kalmıyor. Düzgün bir hayat yaşanırsa, genlerimiz de yardım ederse uzun bir hayat sürdürülebilir. Çalışmak iyidir. Devamlı çalışmak, beyni açık tutmak iyidir. Muhtelif konuları okumanızı tavsiye ederim.”
Sağlıklı beslenmenin de önemine işaret eden Yaşargil şöyle diyor:“İçkiyi ve sigarayı katiyetle kabul etmiyorum. Peygamberimiz, “Sofradan yarı aç yarı tok kalkacaksınız” demiş. Güzel bir söz. “Fazla mideyi doldurmayın” diyor. Hayvanlar bile fazla yemez. Dikkat etmemiz lazım. Fazla yağlı, ballı, şekerli olmayacak. Ondan binbir hastalıklar ortaya çıkıyor.”
”Zihnin genç kalması için neler önerirsiniz?” sorusuna Yaşargil, ”O da doğanın size bağışladığı, genlerde olan. Bizim ailede çok iyi hafızamız vardır. Onu iyi tutmak için yalnız mesleğimle ilgili değil, edebiyat, felsefe, tarih okurum. Muhtelif konulara gireceksiniz, bir nevi beyne idman yapar gibi, tek taraflı değil. Beyin ondan hoşlanıyor.” diyor.
Kaynak